Ara Menü

Sıla mı, gurbet mi?

Küçük prens

Karanlık Aydınlık
Trabzon ve Napoli arasında gelgitler yapan eğlenceli bir deneme yazısı: Sıla mı, gurbet mi?

Trabzonlu olmakla övünen adam, doların 17 lira olması ile bundan vazgeçmez elbette. (Yazıyı yazmaya başladığımda dolar almış başını gidiyordu, şimdi siz onu motorin olarak da düşünebilirsiniz) Lâkin size daha önce bahsetmediğim bir durumumdan bahsetmek isterim.

Ben Fatih Sultan Mehmet’in yeğeniyim. Evet, “FSM” benim büyük büyük dedemin dayısı oluyor. Hayır, köprü olan FSM değil ve mevzu da asla köprüyü bedava geçene kadar birilerine dayı demekle alakalı da değil.

Bildiğiniz 7. Osmanlı Padişahından bahsediyorum. Çağ açıp çağ kapamış adamın ailem üzerindeki etkisini anlatacağım size, toplanın hele.

Benim gibi bir adamın saraydan gelmeme olasılığı zaten sıfır, ama FSM ile akraba olmak beni şaşırtmadı. Zira ben de gemilerin karada olmasından yanayım, çünkü deniz beni tutuyor.

FSM’nin babasının anne tarafımdan dedem olduğunun farkındayım. Soyumu saraya 2. Murat’la da dayandırabilir mevzu hava atmak olsa bunu bu şekilde yapardım (Yaptı). Lâkin konu onla alakalı değil.

Konu yeğenini işe sokmaya çalışan FSM Hân’ın büyyük büyyük dedeme; yol, köprü, elektrik dağıtım gibi ihalelerini vermek istemesiyle, Trabzon’un fethi ile yeğenim gel sen bu işlerin başında sen ol demesiyle alakalı.

Sülalemin kalkıp cağnım İstanbul’dan cağnım Trabzon’a geliş sebebi de bu süreçle başlıyor.

Trabzonlu olmaktan gurur duyuyorum lâkin bir sonraki seferin İtalya olması beni bir tık düşündürüyor. Napoli seferi sonrası orada kalan Yeniçerilerin yurda dönmemesi, şu an bile ailelerinin orada yaşaması; dedemin, “Ben Yurtdışı düşünüyorum dayı yaa…” dese nelerin değişeceğini sorgulatıyor bana.

Sürmene pidesinin ve mısır ekmeğinin zaferini değil, Napoli pizzasını savunuyor olurdum mesela. Trafikte tartıştığım sürücüye Alaattin Çakıcı’nın yeğeni değil, Corleone ailesinin bir ferdi olduğumu iddia ederdim ya da.

Pompeii’deki dededen kalma eve kaçak kat çıkar, limon bahçelerinde sinor (sınır) kavgası verirdim.

Camide değil Vatikan’da en son safa yetişir, Papa’yla göz göze gelmemeye çalışırdım. Trabzonspor’un değil Napoli’nin şampiyonluğuna destek verir, şikenin bir cezası olduğuna şahit olurdum en kötü.

Euromu 17 ila 25 TL arası bozdurup (yazı biraz güncel kalsın istedim) Türkiye’deki akrabaların yanına nispet yapmaya giderdim kesin.

Geri dönmeyi düşünmüyorum musun diye soran hısım, akrabaya 500 sene olmuş öküz demeden, “Ya şimdi kurulu düzenimiz olmasa dönerdik tabii diye cümleye başlar, Türkiye cennet cennet diye bitirirdim.”

Son model İtalyan spor arabamın -bakın burası çok önemli- dolu deposuyla akaryakıtın Türkiye’de daha pahalı olduğunu savunurdum ve eklerdim: “İmkanı olan akaryakıtını bozdursun, çünkü benzinin 8 TL olma ihtimali var.”

Çünkü iyi bir hanedan mensubu olmak doların 1, benzinin 8 liraya düşeceğini öngören ekonomi bilgisine sahip olmayı ya da az biraz ekonomist olmayı gerektirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir