Karanlık Aydınlık
Fevzi Erden’den hem girişimciliği hem de sporcu kimliği ile Türkiye’de Bisiklet alanında öncü olan Cavit Cav üzerine bir inceleme: Bisikletin güzel çocuğu
Konuk yazar: Fevzi Erden ([email protected])

Bu yazının başlığı neden böyle bilmiyorum, çünkü hemen hemen okuduğum öykülerde veya çevremde herkesin çocukluk döneminde bisiklet, bir mutluluk anısı olarak anlatılır. Tanıdığınız tanımadığınız birçok kişinin hayatında eve gelen o bisikletin vermiş olduğu farklı duygular veya büyük bir anlamda mutluluklar vardır.

Merak etmeyin, ben size bu yazıda bisiklete sahip olan bir çocuğun hikâyesini, mutluluğunu veya hüznünü dile getirmeyeceğim. Ben, size bisikleti ve o bisikletin bir insana yaşattığı bir ömrü, bir başarıyı, bir fedakârlığı anlatacağım. O nedenle başlığım “Çocuğun Güzel Bisikleti” değil, “Bisikletin Güzel Çocuğu”…

Selanik’te doğan bir çocuk sokakta oynama yaşına geldiğinde mahallesinde gördüğü bisiklete âşık olur, ama emin olun, o aşk bizim bisiklete belirli yaşlarda çokça ilgi duyduğumuz sonrasında ise vazgeçtiğimiz aşktan değil.

Bu çocuk ailesi ile İstanbul’a gelir. O dönemde ailesiyle birlikte İstanbul Surları’nda maydanoz yetiştirir ve pazarlarda satarlar. Sattıkları bu maydanozlardan kendine kalan paraları biriktirerek 2 yıl içinde kendisine bir bisiklet alır. Gündüzleri pazarda maydanoz satmak istemeyen bu çocuk bir karar alarak maydanoz satma işine son verir. Zor durumda olan ailesini üzmemek ve onlara yardımcı olmak için bisikletini Sultanahmet ile Kapalı Çarşı arasında kiraya verir ve para kazanmaya başlar.

Bu ülkede o döneme kadar belki hiç yapılmayan bisiklet kiralama işinden para kazanan bu çocuk, bir adet olan bisiklet sayısını dörde çıkarmıştır. İşleri ve bisiklet sayısı biraz artınca bozulan bisikletleri tamir etmek gerekir ve o işi de öğrenir. Bisiklet tamirini öğrenmesi onu İstanbul’un sayılı bisiklet tamircileri arasına sokmuştur bile.

Bir gün arkadaşlarıyla gezmeye gittiği Taksim’de bisiklet branşında olimpiyat seçmesi olduğunu öğrenir. Hemen başvurur ve birincilikle kazanır seçmeyi. 1924 Paris Olimpiyatları‘na bisiklet branşında katılan ilk Türk sporcu olur, ama başvurduğu bisiklet standartların altında olduğu için yarışmalara katılamaz ve bu durum kendini çok üzer. Hemen ülkesine dönüp bir sonraki olimpiyatlara hazırlanır.

Bu süre zarfı içerisinde birçok şampiyonaya katılır ve buralarda elde ettiği derecelerle  1928 Amsterdam Olimpiyatları‘na katılır. Bu olimpiyatlarda istediği dereceyi elde edemez ve şampiyonayı 9. sırada tamamlar.

Gittiği olimpiyatlar ve şampiyonalarda gördüğü bisikletlerden etkilenip Türkiye’de ilk bisiklet fabrikasını kurar. O dönem Kâzım Karabekir Paşa, ikiz çocukları için kendisinden bir bisiklet ister ve bu istek doğrultusunda o güne kadar düşünmediği bir alana yönelir.

Türkiye’de ilk bebek arabasını yani bisikletini üretir. Daha sonra görmüş olduğu bir engelli vatandaştan etkilenip bu yurdun ilk engelli arabasını yani tekerlekli sandalyeyi üretir. Yapmış olduğu bu güzel ürünlerle ülke çapında büyük bir fabrikatör olur ve uzun yıllar üretime devam eder.

1961 senesinde ülke genelinde etkisini gösteren ekonomik kriz nedeniyle işleri yavaşlamaya başlar ve piyasa içine oldukça borçlanır. Bu borçlardan kurtulmak için tefecilerden borç alır ve hayatı altüst olur. Bu döneme kadar başarılı bir hayat grafiği çizen bu çocuk, ömrünün sonuna doğru tüm servetini, çevresini kaybeder ve ömrünün son dönemlerini huzurevinde geçirir.

Aslında düşünüldüğünde, farklı bir biyografi yazısı gibi görünse de bu hayat hikâyesinde beni etkileyen asıl olay, bu çocuğun yaşamının son günlerinde aldığı inanılmaz ve etkileyici karardı.

Sabah huzurevinde günlük gazetesini okurken bir haber görür. Haberde kadavra olmaması nedeniyle tıp öğrencilerinin anatomi dersi göremediği ve bu dersin eksikliği öğrenim hayatlarını etkilediği yazıyordur.

Hayatını bisiklete adayan ve hayatı boyunca birçok zorluğa göğüs geren bu çocuk, huzurevi çalışanından bir kâğıt ve kalem ister. Ankara Tıp Fakültesi’ne kendini tanıtarak; ömrünün sonuna geldiğini ve ölümünün gerçekleşmesi durumunda bedenini kadavra olarak kullanabileceklerini belirten bir dilekçe yazar.

Mektubuna da, öldükten sonra bedeninin kadavra olarak kullanılması için rızasının olduğunu belirten rızasına da ekler ve kuruma gönderir. Söz konusu dilekçeyi yazdıktan çok kısa bir süre sonra, bu koca yürekli çocuk yaşamını yitirir ve bedeni binlerce tıp öğrencisine ilham verir. Bu ilham verici olay ülkemizdeki ilk kadavra bağışı olarak geçer.

Yazmış olduğum bu biyografik inceleme yazısında bir farklılık yaparak ve ömrünün sonunda yapmış olduğu iyiliğe atıfta bulunarak, unutmamanız için hakkında yazı yazdığım kişinin adını yazının başında vermem gerekirken sona sakladım.

Düşünmeniz, araştırmanız ve sürekli hatırlamanız ümidiyle…

Her şey için teşekkürler Cavit CAV.

Kapak görseli: Rim Umyarov
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir