Zirvedeki mutsuzluk

Savaşta çalınan oyuncaklar

Bisikletin güzel çocuğu

Karanlık Aydınlık
‘‘Ne ellerim bağlıydı ne de ağzıma bir şey tıkanmıştı, ama kendimi gene bir tutsak gibi hissediyordum.’’ Merve Rana Aydın’dan Marlo Morgan’ın Bir Çift Yürek kitabı üzerine bir deneme : Zirvedeki mutsuzluk
‘‘Ne ellerim bağlıydı ne de ağzıma bir şey tıkanmıştı, ama kendimi gene bir tutsak gibi hissediyordum.’’ (Morgan, 44)

Son haftalarda istemsizce kendimi sebebini ve sonucunu göremediğim, düzeltmek ya da değiştirmek için yapabileceğim hiçbir şey düşünemediğim bir karamsarlık içinde buluyorum. Bunun nedenini düşündüğümde kendime hiçbir gerekçe gösteremiyorum; sebepsizce karamsar ve mutsuzum. İçinde bulunduğum bu ruh hali hayatımın belki de en sorunsuz ve yolunda olduğu bir dönemde ortaya çıktı diyebilirim.

Sebebini bile çözemediğim bu durumun üstesinden gelemediğimi; gelebilmek için öncelikle hissettiğim duyguyu tam olarak anlamam gerektiğini fark ediyorum bu günlerde. Neydi beni bu derece karamsarlığa sürükleyen? Neye ve neden olduğunu bile bilmediğim bu kızgınlığın ve umutsuzluğun sebebi neydi?

Hayatta her zaman insanların belli bir amaca ulaşmak için var olduğuna inanmışımdır. Dolayısıyla bizi biz yapan şeyin ulaşmak istediğimiz noktalar ve hedefler olduğunu düşünürdüm hep.  Çünkü, ancak bu şekilde tatmin olma duygusunu tadabilecek, hayattaki en büyük görevimizi tamamlayabilecektik ve ben de hep bu amaç doğrultusunda yaşamaya çalıştım bu güne kadar.

Aldığım eğitimin, tercihlerimin, kararlarımın, inancımın, düşüncelerimin, hatta neredeyse bütün eylemlerimin bir amaç doğrultusunda olduğuna inandım.

Kendime koyduğum bu amaçlara ulaşma arzusunu sürekli hissediyor ve o amaçlara giden her aşamada dünyada erişebileceğim en büyük mutluluklara ancak bu şekilde ulaşabileceğimi hissetmekteydim. Kısacası, önünde sonunda ulaşılacak bir zirveyi beklemekteydim. Lâkin bugün ise sorguladığım şey; sebebini bulamadığım, beni umutsuz ve karamsar ruh haline sokan durumun aslında bu düşünce olup olmadığı.

Beni tatmin olmamış hissettiren şey kendime bir amaç bulamamam, ulaşmak için koyduğum amaçlara inanmamam olabilir miydi? Belki de sorun; amaç ne olursa olsun, o amaca ulaşılmış olunsun ya da olunmasın, hiçbir şeyin beni kendimi asıl görmek istediğim noktaya götürememesi.

Düşüncemin problemler yaratmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi belki de buydu. Kendimi her şeyin sonunda bir zirveye ulaşmış, tatmin olma duygusunu sonuna kadar tatmış, olup olabilecek amaçların sonuna gelebilmiş olarak görmemdi.

Bana kalırsa içinde bulunduğumuz yaşam savaşıyla nasıl başa çıktığımız, hiç bitmeyen bilgi açlığımız, duygusal ve mantıksal olarak bizi ileri taşıyan her aşama bir zirveye kapı açıyor. Fakat bu düştüğüm karamsarlık duygusu kafamda bir şeylerin değiştiğini göstermiyor mu? Bu değişimler sayesinde farkına varıyorum ki, tatmin noktası ya da ulaşılacak bir zirve yok.

Hayatlarımızda deneyimleyebileceğimiz şeyler asla bitmiyor, düşünceler asla sabit kalmıyor, bilgi açlığımız asla son bulmuyor; öğrenilecek bilgiler de asla tükenmiyor. Tatmin olmayı bekleyen ve bunun için çabalayan her insan önünde sonunda benim gibi bir karamsarlık içine düşüyor, çünkü fark edilmeyen şu ki peşinden koştuğumuz amaçlar uğruna; tırmandığımız zirvelerin yolunda yolculuğun keyfini çıkarmayı unutuyoruz.

Esas öğrenilecek şeylerin, hayatı anlamlı kılan değerlerin o yolculuk esnasında kazanıldığını göremiyoruz. Arayışlarımızın sonuca varamaması, sorularımızın cevap bulamaması ve tatmin olacağımızı öngördüğümüz zirvelerde hissettiğimiz huzursuzluk bunalıma sürüklüyor bizleri.

Bu durumu çağımızda değerlendirdiğimde daha keskin yargılara ulaşıyorum. Bizler aceleci davranıyor, tatmin olmuyor ve karamsarlığa düşüyoruz. Yaşadığımız çağ bize neredeyse sınırsız bilgiyi çok kolay bir şekilde sunuyor. Koyduğumuz hedeflere ulaşımı kolaylaştırıyor bu durum ve bizi tembelliğe, kolay vazgeçmeye sürüklüyor.

Mesela, geçmiş yüzyılları düşündüğümüzde insanların daha kısıtlı imkanlarla çok büyük işlere inandığını görüyoruz. Yolun zorluğu, koşulların yetersizliği daha fazla değerli kılıyor belki de amaçlarını, fakat bugün çok daha kolay olan koşullarda, neredeyse sınırsız dediğimiz imkanlarda insanların tatminsizliğini ve tembelliğini konuşuyoruz.

Yolculuğun ve o yolda öğrenilen değerlerin aksine, sonucun getireceği doymuşluğun peşindeyiz her birimiz. Mutluluğun elle tutulabilir bir başarı olacağına, ulaşılacak bir zirve olduğuna inanıyor, süreçteki güzellikleri ve aşılan aşamaları görmezden geliyoruz. Sonuç ise: mutsuzuz.

Bugün geldiğim bu noktada gördüğüm şeylerin başında geliyor yolculuğumun tadını çıkarmam gerektiği. Bir doyumu ve ulaşılacak zirveyi düşünmektense kazandığım küçük zaferlerin, hissettiğim küçük doyumların tatminini biriktirmek bana asıl mutluluğu getirecek olan şey. Koşulların bizlere bahşettiği kolaylıklar ve hızlanan her şey içimi umutsuzlukla doldurmaktansa getirdiği avantajlarla mutlu etmeli beni.

İnsanlara, amaçlara, hissedilecek o ruhsal doyuma ve en önemlisi kendime olan inancımı kaybetmem yüzünden farkında olmadan düştüğüm karamsar ve umutsuz ruh hali bana yolu anlamlı kılanın zirve değil yolculuk olduğunu öğretmeli.

KAYNAKÇA

Morgan, Marlo. Bir çift yürek. Klan Kitap, 2018.

Kapak görseli: İllüstrasyon, Andrew Fairclough
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.