Ara Menü

Küçük prens

Ruh adam ve düşü

Karanlık Aydınlık
“İnsanın yüzünde gördüğümle kalbinde olanı ayırt etme kabiliyetim olmadığı içinde biraz kolay aldandım. Kolda, bacakta, kafada görünen çok yara izlerim kaldı, ama görünmeyen… Görünmeyenler ise en büyüğü. O da kalpte kaldı.” İçindeki çocukla bağını hiç koparmayan ve onunla sohbet edenler için bir deneme: Küçük prens

Şimdiki çocuklara ne olmak istiyorsun diye sorduğunuzda beklenmedik cevaplar alıyorsunuz. Yaratıcı çocuk diyorlar böylelerine. Ben beklenen cevapları veriyordum. Böylelerine de mal diyorlardı.

Pilot olmayı çok istiyordum. Merdaneli çamaşır makinası ile de henüz 3 yaşında ilk uçuş deneyimimi yaşadığımı düşünmem bunun bir göstergesi sanırım. Z kuşağı bilmez merdaneli çamaşır makinesini. Google’dan bakın gelin hele, ben de bir çay katayım kendime. Sonrasında da hikâyeme geçeyim.

Merak tutkumun üzerine bir miktarda temizlik tutkum eklenince, kimsenin olmadığı bir anda makinaya kaptırmıştım çamaşırları kolumla beraber. Ayaklarımın yerden kesildiği anda yaşadığım heyecanı dün gibi hatırlıyorum.

Evde bedava bir lunapark varmış da bunu bana kimse söylememiş gibiydi. Makinayı durdurduklarında ağlamıştım. Acı eşiğim düşük olduğundan değil ha, eğlencenin ve simülasyonun yarıda kesilmesi hoşuma gitmemişti.

80’lerin problemi olan elektrik kesintisine maruz kaldığımı düşünürken, kahraman edasıyla canımı kurtardığına inanan insanların panikle koşuşturmasını hatırlıyorum hayal meyal. Fakat süreç bundan sonra biraz farklı işledi. Kafası sonradan geldi bu deneyimin. Hastaneler, sargılar, pansumanlar derken, bedenimde sol kolumda bir iz kaldı.

O izden dolayı sol kolumu daha çok sevdim, nazlattım. Tüm işi, yazı yazmak da dahil sağ koluma kitledim. Sağ koluma ortanca çocuk, üvey babadaki Lamia muamelesi yaptım.

İsyan edecek gibi olduğunda, beraber mi bot bağladık ellam diye çıkıştım. Solak olup çaya şeker atmayanlar gibi her ortamda solak olmakla hava atabilirdim, ama neticede sol kolumun ilgiye ve yaralarını sarmaya ihtiyacı vardı.

Bu kadar acıdan sonra ya macera, merak tutkumdan vazgeçecektim ya da temizlik tutkumdan. Ben temizlik tutkumdan vazgeçip dağınık, ama pis değil seviyesinde bir yaşam sürmeye başladım.

Yeni tutkum gemi kaptanı olmaktı ve bundan Karadenizli olmamın zerre payı yoktu. Bir yerde bir macera varsa dur yapma denmesine çok aldırış etmeden sazan gibi atlamamın bir etkisi olabilirdi ama.

Suyu pek sevmeyen ben yüzmeyi dahi çok zor öğrenmişti. Fakat liman liman gezme arzumun önüne geçemiyordum. Neyse ki yüzen herhangi bir cisimle yarım saatten fazla seyahat edemeyen bünyem bu hevesimin de önüne geçti.

Pişmanlıkla kafamı dağlara, taşlara vurmuşluğum çok, ama denizde kayalıklara vurunca onun da izi kalıyor bedende. Bir kaç sıyrıkta oradan kalma. Macera peşinde koşmaya çalışan adamın gönül maceraları da oluyor pek tabii.

İnsanın yüzünde gördüğümle kalbinde olanı ayırt etme kabiliyetim olmadığı içinde biraz kolay aldandım.

Kolda, bacakta, kafada görünen çok yara izlerim kaldı, ama görünmeyen… Görünmeyenler ise en büyüğü. O da kalpte kaldı.

Ben artık ben değilim, tıpkı dünya gibi.

Ne macera tutkum ne de tadım tuzum kaldı. Bir şeyler elbette yine değişecek, ama biliyorum ki kimse sol kolunu nazlatan bir Osman da değil şu hayatta.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir